Tuba Unkun1, Sevcan Arzu Arınkan2, Sevim Türkday Derebey2, Mustafa Kara1, Mustafa Furkan Kılıçarslan1, Simay Erdal1

1Department of Cardiology, Kartal Koşuyolu Training and Research Hospital, İstanbul, Türkiye
2Skåne University Hospital, Reproductive Medicine Centre, Malmö, Sweden
3Department of Cardiology, Samsun Training and Research Hospital, Samsun, Türkiye

Anahtar Kelimeler: Kronik total oklüzyon; koroner arter hastalığı; J-CTO skoru; lezyon kompleksitesi; menopoz.

Özet

Amaç: : Menopoz ile birlikte östrojen düzeylerinde meydana gelen azalma, endotelyal disfonksiyon, inflamasyon ve metabolik değişiklikler yoluyla aterosklerotik süreci hızlandırmaktadır. Bu süreç, postmenopozal dönemde kardiyovasküler riskte artışa ve daha ileri koroner arter lezyonlarının gelişimine katkıda bulunabilir. Kronik total oklüzyon (CTO) lezyon kompleksitesinin değerlendirilmesinde yaygın olarak kullanılan J-CTO skoru, girişimsel başarıyı öngörmede önemli bir parametredir. Bu çalışmada, menopoz süresi ile CTO lezyon kompleksitesi arasındaki ilişkinin J-CTO skoru kullanılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

Yöntem: Bu retrospektif gözlemsel çalışmaya, Ocak 2021–Aralık 2025 tarihleri arasında üçüncü basamak bir merkezde CTO nedeniyle perkütan koroner girişim uygulanan hastalar arasından menopozal durumu bilinen 60 postmenopozal kadın hasta dahil edildi. Hastalar, J-CTO skoruna göre düşük kompleksite (J-CTO<2) ve yüksek kompleksite (J-CTO ≥ 2) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Demografik, klinik, laboratuvar ve anjiyografik veriler hastane kayıt sisteminden elde edildi. Menopoz yaşı, menopoz süresi ve obstetrik öyküye ilişkin eksik veriler telefon görüşmeleri ile tamamlandı.

Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 60 hastanın 32’sinde (%53,3) düşük kompleksiteli, 28’inde (%46,7) yüksek kompleksiteli CTO lezyonu saptandı. Yaş, vücut kitle indeksi, menopoz yaşı, menopoz süresi ve parite açısından gruplar arasında anlamlı fark izlenmedi (p>0,05). Yüksek kompleksite grubunda menopoz süresi daha uzun olma eğiliminde olmakla birlikte, bu fark istatistiksel anlamlılığa ulaşmadı (20,5 vs. 15 yıl; p=0,094). Yüksek kompleksite grubunda diyabetes mellitus (p=0,039), hiperlipidemi (p=0,031), koroner arter hastalığı öyküsü (p=0,007) ve CABG öyküsü (p=0,034) daha sık saptandı. Bu grupta ayrıca hemoglobin düzeyi daha düşük (p=0,038), üre ve kreatinin düzeyleri daha yüksek (p<0,001), glomerüler filtrasyon hızı ise daha düşüktü (p<0,001). Anjiyografik olarak CTO uzunluğu >20 mm (p=0,006), kalsifikasyon varlığı (p=0,048) ve künt stump morfolojisi (p=0,012) yüksek kompleksite grubunda daha sıktı. Prosedürel başarı oranı yüksek kompleksite grubunda anlamlı olarak daha düşüktü (p=0,041). Korelasyon analizinde menopoz yaşı ve menopoz süresi ile J-CTO skoru arasında anlamlı ilişki saptanmadı.

Sonuç: CTO’lu kadın hastalardan oluşan bu kohortta menopoz yaşı ve menopoz süresi, CTO lezyon kompleksitesinin anlamlı belirleyicileri olarak saptanmamıştır. Buna karşılık, lezyon kompleksitesi daha çok geleneksel kardiyovasküler risk faktörleri, bozulmuş renal fonksiyon ve olumsuz anjiyografik özellikler ile ilişkili bulunmuştur. Yüksek kompleksite grubunda menopoz süresinin daha uzun olma eğilimi göstermesi, bu ilişkinin klinik açıdan anlamlı olabileceğini düşündürmektedir.